Son günlerde şunu farkediyorum. “Herkes”in yoga hocası olması değil, “Herkes de yoga hocası” demenin kendisi bir klişe oldu. Bana göre çok talep gören bir şeye bakıp sadece sonucuyla dalga geçmek özü kaçırmaktır.

Peki, özünde ne var?

Burada sahiden ne oluyor?

Hadi bakalım:

  • Dünya Sağlık Örgütü (WHO) araştırmalarına göre dünyada 300 milyondan fazla kişi şu anda depresyonla yaşıyor.
  • WHO, 2020 yılında depresyonun kardiyovasküler rahatsızlıklardan sonra ikinci sıradaki klinik tanı olacağını*, 2030 yılında ise birinci sırada geleceğini öngörüyor.**
  • 2005-2015 yılları arasında ruh sağlığı ile ilgili tanılarda %18 artış görüldü.
  • 15 yaşında İsveçli bir kız küresel ısınmayı protesto etmek için okul grevine giriyor. Dünyanın tüm ülkelerinden çocuklar ona destek veriyor.
  • Herşeyin kelimenin tam manasıyla kirlendiği gezegenimizde temiz hava ve temiz yiyecek popülasyona kıyasla korkunç derecede az.
  • O azıcık’a gücü yeten “şanslı” kesim de organik ve sağlıklı beslenmenin kendisini başlıbaşına bir stres kaynağı olarak yaşıyor.
  • Kolunuzu çarpsanız migren, fibromiyalji, skolyoz, açıklanamayan ve tam çözümü olmayan deri hastalıkları, oto-immün yani vücudun bağışıklık sisteminin kendisine saldırdığı hastalıklar.
  • Motto’su “büyümek” olan bir sisteme ayna tutar gibi vücuttaki hücreler büyümelerini durduramıyorlar ve fazla büyümelerinin adına kanser diyoruz.
  • Baş ağrısı dünyanın en normal şeyi sayılıyor.
  • Sabah her tarafı ağrıyarak uyanmak “normal”, gün içinde hayata karışıp koşturup “unutuluyor.”
  • Avuç avuç takviye, vitaminlerle yaşamak “normal”.
  • Hasta olunca gidip kanepeye üzerimize battaniye çekip yatmak yerine hemen eczaneye uğrayıp bir şeyler “alıyoruz”, “normal” olan bu.
  • Kırsal alanda yaşayan kesimden bir ailenin çocuğu olmuyorsa bunun nedeninin hemen tespit edilebildiğini, çünkü muhakkak işin içinde bir “kısırlık” olduğunu, ancak şehirde aynı başvuruyla gelen insanlarda sebebin açıklanamamasının çok yaygın olduğunu biliyorsunuz değil mi?
  • Geçen yıl canlı canlı dinlediğim Gabor Mate (Vücunuz Hayır Diyorsa kitabının yazarı Kanadalı doktor) bir araştırmayı paylaştı. Buna göre, gösterilmiş ki meme kanseri olan her 100 kadından sadece 7’si ilgili geni taşırken, %100’ü standart bir davranış skalasında benzer eğilimlere sahip.
  • Çocuklarda son 10 yılda kaba motor kas kullanımındaciddi azalma var. Yani zıplama, salınma, tırmanma yok. Merdiven çıkabilen çocuk az. Hatta yürüyüş bile yok; kocaman çocuklar ya arabada seyahat ediyor sürekli ya da pusette gidiyor çünkü herkes böyle yapıyor ve çünkü bu normal.

Thich Nhat Han diyor ki doğada hayvanlar hasta olduklarında görürsünüz, enerjisini iyileşmeye vermek için hemen yatar ve tüm sistemi kapatır. Hakikaten de dinlenmek esastır. Biz bugün hastalık belirtisi gördüğünde “Aman yatamam, mümkün değil çok işim var” diye kendini baskı altında hissetmeyi salık veren bir kültürde yaşıyoruz. Çünkü yüzeysel bir “Naber” sorusuna dahi “Yoğun ya, n’olsun” diye cevap vermezsek ölürüz. Zinhar boş kalamayız. Çünkü “üretmek” en kutsal şeydir! (Bu kapitalizmin mantrasıdır, lütfen dilinize bilinçsizce pelesenk olduysa bir farkedin. Bu konu hakkında ayrıca yazmaya değer.)

Cem Şen eğitimlerin birinde çok etkilendiğim bir orman metaforu kullandı, çarpıldım. Dilim döndüğünce aktarmaya çalışacağım. Uzak diyarlarda bir ormana gittiğinizi düşünün. Size rehberlik eden biri var, grup olarak keşif amaçlı geziyorsunuz bu ormanda. Bir süre sonra bir aslan görüyorsunuz (ormanlar kralı denen aslanlar ormanda yaşamaz ya, neyse) aslan bir ağacın altına kıvrılmış yatıyor. Az ileride bir kaplan, o da genç olmasına rağmen donuk , solgun gözlerle bakışları yerde yanınızdan geçiyor, depresif. Sırtlanlar obez olmuş, aşırı kilolu bedenlerini taşıyamazken, parslar anoreksik olmuşlar, neden anlayamadınız derileri kemiklerine yapışmış. Böyle böyle gördüğünüz tüm hayvanlar ya hasta, ya halsiz, ya hareketsiz, ya agresif, ya obez, ya anoreksik. Bir süre sonra dönüp rehberinize sorarsınız değil mi, ne oluyor, bu ormanda ne tuhaflık var diye.

İşte birazcık uyandığınızda, ofise gittiğinizde, sokağa çıktığınızda gördüğünüz bu oluyor.

Ve bizden sormamamız bekleniyor: “Bu ormanda ne tuhaflık var?”

“Her şeye de bişiy bulmayın ya.”

“Yaşayıp gidiyoruz işte, ne derdimiz var?”

“Herkes böyle yaşıyor, gayet mutluyuz biz bak, bir sana mı batıyor?”

Tam manasıyla anormal şeylere normalmiş gibi yapmamız gerekiyor toplum içinde yaşarken. İyi ki yazıyorum. İyi ki benim gibi anormale anormal diyen insanlarla düzenli olarak bir araya geliyorum. Yoksa hayatında depresyon yaşamamış, hiç antidepresan kullanmamış, aklen sağlıklı biri olarak, delirebilirdim, ciddiyim.

İnsanın bildiğiyle gördüğü çatışınca kognitif disonans olur, birini seçip diğerini ona uydurmak zorunda kalırız yani. Metabolizmamız bu karşıtlığın gerilimini kaldırmaz. Bugün olan bence bu.

İnsan bedeni hareket etmek ister. Zıplamaya ihtiyacımız vardır, oturmaya olduğu gibi. Dinlenmeye, gevşemeye ihtiyacımız vardır. Gerilmek, uyarılmak ihtiyacında olduğumuz gibi. Bakın spiritüel olmak, ya da aydınlanmaktan bahsetmiyorum. Bunlar her ne demekse. İnsan gibi yaşayabilmekten bahsediyorum.

Anormal şeylere normal de. Çünkü biz uyuyacağız ve senin gördüklerini biz de hissediyoruz, ve hissetmeyip uyuşmak için tüm hayatımızı harcamaya razıyız.

Normal şeyler anormal de. Çünkü biz uyuyacağız ve senin gördüklerini biz de hissediyoruz, ve hissetmeyip uyuşmak için tüm hayatımızı harcamaya razıyız.

Olan bu.

O nedenle uyanma yoluna, kalp yoluna, hakikat yoluna – adına ne derseniz deyin işte- girmenin en büyük bedellerinden biri bu kocaman uyumaya-devam-edeceğim-sakın-beni dürtme kalabalığından sonsuza kadar ayrı düşmektir. (Bunu insanların içten içe sezdiklerini, ve bu yollardan uzak duranların bir kısmı için sebebin bu direnç olduğunu düşünürüm bazen. Çünkü bir hayvan bildiğimiz kadarıyla en çok ölmekten korkar. Ama homo sapiens memelisinin en büyük korkusu yalnız kalmaktır.)

Başka sözüm yok.

Herkes de yoga hocası’ymış

Mindfulness kusucaz’mış

Şifa, terapist, kurs, eğitim, kamp, masalcı enflasyonu var’mış

Bu cümleleri duyup işini doğru düzgün, hakkıyla, kendi hakikati doğrultusunda yapmaya çalışan kaç insan çekimser kalmıştır bugüne kadar?

Kaç kendini bilmeye sahiden adanmış mütevazi insan, sahilde bikiniyle sexy pozlar veren ya da estetikli memeleri ve şişirilmiş dudaklarıyla her sabah kendini sev diyen yoga hocaları, ya da şefkatten bahsedip insan azarlayan meditasyon hocaları film şeridi gibi gözünün önünden geçerken:

“Eh yani siz de haklısınız, anlıyorum, ben de böyle düşünüyordum, ama aslında..”

diye bir cümle sarfetmiştir?

Bilmiyorum.

Bildiğim, ben artık vazgeçtim. Sessiz kalabilirim, onu içim uygun görüyorsa o an, ama böyle özür diler ve açıklama yapar gibi konuşmayı bırakıyorum bu yazıyla birlikte.

Her işin her seviyede icrası vardır. Toplumca yozlaşma, ya da “avamın yücelmesi” eden ben de rahatsızım, hem de çok. Buna karşı duruşum, elimde olduğuna inandığım tek şey, yani nasıl yaşadığımdır. Karşıma aniden çıkan reklamlarda “Gelin, mindfulness öğrenin, tüm negatif düşüncelerden kurtulun, pozitif titireşim yayın” gibi şuursuz new age zırvaları gördüğümde ben de derin bir nefes alıyorum bazen. Hay allah, dediğim oluyor. Ama kabul etmemiz gerekiyor ki, insan iyileşmesi başlığını içinde yaşadığımız ülke de demeyeceğim dünya context’inden, yani yozlaşma ve kirlenmeden cımbızlayıp alamayız. Bu resimde de böyle, sanatın her kolunda da. Fimlerde. Almodovar da yönetmen, Nuri Bilge de, neyse diğer polaritenin örneğini isimlendirmek istemediğimi farkediyorum, nasılsa herkes kendi içinde muhasebesini yapar.

Herkesin iyi geldiği, resone ettiği, aynı dilden konuştuğu birileri oluyor.Herkes kendi hakikatine yakın birilerine çekiliyor. Herkes eşlik edebileceği bir melodiye çekiliyor.

Ve bu kötü değil, doğal olan, olması gereken bu.

Bana göre,

Yeterince yoga hocası yok.

Yeterince terapist yok.

Yeterince meditasyon öğretmeni yok.

Yeterince şefkat öğretmeni yok.

Daha çok sayıda “iyileşme” için çalışan insana ihtiyaç var.

Kimi bedenimizi zıplatsın. Bazısı oturtsun. Kimi esnetsin. Birileri masaj yapsın. Birileri bize şarkı söylesin, dans ettirsin. Birileri kendimize annelik etmeyi öğretsin. Birileri biyolojimizi bize tanıtsın. Birileri zihnimizi anlatsın. Birileri bize sevmeyi öğretsin, kendisi nasıl öğrenmiş paylaşsın. Birileri yas nasıl tutarız, ölüme nasıl hazırlanacağız buna eğilsin. Birileri kadınlık, birileri erkeklik anlatsın. Birileri çocuklarımıza uyku, tuvalet eğitimi adı altında nasıl zarar verdiğimizi daha çok anlatsın. Birileri hoca olsun, öğrenci yetiştirsin.

Böyle düşünmediğim günlerim de oldu, bana da çok geldi. Ama değil. Dünyanın acısını kalbinde daha çok hissetmeye başladıkça, hiç de değil. Annelik mesajlarından, çocuk gelişiminden o kadar bunaldığım bir dönem oldu ki, takip ettiğim tüm annelik hesaplarını tek tek bıraktım. Sonra ne farkettim biliyor musunuz, hala çocuğu yere düşünce “Bana baktı, ben de canın yanmadı gibilerinden baktım. Ağlamadı, kalktı, şahane oldu, böyle yapmak lazım dimi?” diyen insanlar var. Böyle birine bir sohbette denk geldiğimde, sessiz kaldım ve kendi kendime dedim ki “Hani bunalmıştın Semacım mesajlardan?” İkna oldum, daha çok ihtiyaç var, yeterince yok hiçbirinden.

Birileri hikayesiyle ilham olsun. Daha çoğu “Çabalıyorum, henüz elimden gelen bu” diyerek yoldaş olsun yürüyenlere.

Yeterince yok daha. Çok lazım. Çok.

Dünya yanarken, acı tenimizden içeri sızar, stres bedenlerimizi travmatize ederken,

Çocukluk çocukluk gibi geçmezken,

Çocuk ve yetişkin dikkat eksikliği ve hiperaktivite çağın normaliyken,

Küresel sistemde insan kalmak bu kadar zorken,

Annelik görmemiş anneler annelik yapmak için Khaleesi gibi ateşlere yürürken:)

Hiç birinden yeterince yok.

Ve tekrar ediyorum, bunlara yürekten inanıyorum:

Yeterince yoga hocası yok.

Yeterince terapist yok.

Yeterince meditasyon öğretmeni yok.

Yeterince şefkat öğretmeni yok.

Var diyen yalan söylüyor.

Kimler yalansız ki onlar ağlasın

Kimler günahsız ki onlar saklasın

Yalandan kim ölmüş, zamandan kim korkmuş

Elinde güller varmış, üstün başın kan olmuş

Dünya yalan söylüyor

-Mor ve Ötesi

 

Ben “olan” ile konuştum, biri de “olanlar” ve rakamlar ile popülasyona oranla yoga hocası, yoga merkezi, mindfulness eğitimi, terapist sayısı oranlarını çıkarır gelirse onu başlangıç zihnimle dinlemeye hazırım.

Yorumlarınızı merak ediyorum, bana yazın, siz ne düşünüyorsunuz?

 

* World Health Organisation (2001). The World Health Report 2001. Mental Health. New Understanding. New Hope. Geneva WHO

**WHO Global Burden of Disease (2008): 2004 update. Geneva: World Health Organisation. http://www.int/healthinfo/global_burden_disesase/GBD report_2004update_full.pdf

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close