Evrim, Acı, Şefkat

 

Atalarımız, bugün yüzlerce milyondan daha uzun sürdüğünü tahmine ettiğimiz evrim sürecinde hayatta kalmak için çok etkili stratejiler geliştirdiler. Bu stratejiler sayesinde bugün insan ırkı olarak hala dünyadayız. Bunları kabaca özetleyecek olursak:

1- İstikrar önemlidir. Sağlıklı bir dengede kalmalıyım, bunun için değişmek yerine sabitler yaratıp onlara tutunmalıyım.

2- Fırsatları kovalamalı ve tehditlerden & tehlikelerden kaçınmalıyım. Ancak böyle hayatta kalabilir, ve soyumun devamını sağlayabilirim. 

3- Benimle dünya arasında bir ayrılık ve sınır var. Ben dünyayla ve yaşayan her canlıyla bir değilim, ayrı bir bireyim. 

Bu strateji ve kararlar hayatta kalmak için son derece etkili olmuştur. Bugün de eğer tamamen bu 3 ilkeye göre yaşayan birini düşünecek olursak (yani çoğunluktan her hangi biri) hayatını yaşama şeklinin hayatta kalma hedefi açısından oldukça mantıklı olduğunu söyleyebiliriz. Sonuçta tehlikelerden kaçıyor, fırsatları yakalıyor, istikrara önem veriyor ve bireysel benliğini oluşturuyor. Başarılı da sayılabilir.

Maalesef böyle yaşamakta ısrarcı olduğumuzda, bugünün şartlarında, kendi tarafımızı tutmamış oluyoruz. Bana öyle geliyor ki insan türü bir yere doğru evriliyor ve biz tam da bunu farketme çağındayız. Bugüne geliş şeklimiz, bizi değil yarına taşımak, bugün bile idare etmiyor. Distopya ya da ütopya gibi aktarılsın, futurist tüm tahminlere bakarsanız Artificial Intelligence’ ın (yapay zekanın) bugün yapılan pek çok işi iyi yapacağı ve insanların elinden alacağı bir dünyada, nasıl bir ekonomiyle şu andaki popülasyonun hayatta kalacağı meçhul. Bana göre evrimin gelişiminde artık geçmişteki bu stratejilerin çalışmadığını görüp, günümüz dünyasında insan kalmanın yeni (bunları yine kadim öğretilerde bulmamız ne güzel ironi değil mi?) yollarına adapte olabilenlerin çocukları, torunları, nesilleri yeni bir tür insan olarak hayata devam edecek.

Neden mi? Yukarıda belirttiğim üç strateji ekseninde bir yaşam sürdüğümüzde, varoluşun kesin bir parçası olan acılara ikincil acıları ekliyoruz. Diğer tüm acılardan kaçıp kurtulduğunuzu varsayın, ona rağmen hepimiz için gerçekleşmesi kesin olan 3 şey: hastalık, yaşlanma, ölüm var. İkincil acıya Budist öğretilerde ikinci ok deniliyor. Birinci ok – dışarıdan bir etkiyle olsun mesela- canımın bir sebeple yanması ve buna üzülmem ise ikinci ok kendime sapladığım ok oluyor. Yani üzüldüğüme üzülmem. (Bu konuda ayrıca yazıp bunu uzun uzun anlatmaya değer.)

Bu üç stratejiyi sarsan üç ana gerçek, şimdi ve burada, hayatımızda. Çevrenize bakın:

1- Her şey sürekli değişir. Bilmem buna örnek verip açıklamama gerek var mı? Bugün artık istikrar peşinde koşmak hayatı ikincil oklarla acı içinde geçirip tüketmektir. Başka sözüm yok.

2- Bugün iyi olduğuna inandığımız fırsatlar kaçar, kaçacaktır. Kaçmasa ve onlara ulaşsak da bugün alacağımızı düşündüğümüz zevki asla alamayacağız.

(Buna Hedonic Threadmill deniyor. Türkçeye hedonik adaptasyon olarak çevrildiğini gördüm. Piyango kazanmak ya da trajik bir kazada bir uzvunu yitirmek gibi ekstrem örneklerde kişinin normal duygu durumuna dönüş grafiğini araştırmışlardır mesela bir örnekte. Belki sonra bu konuyu da ayrıca yazarım. Pek çok çalışması var, ispatlı kanıtlı yani.) Ana fikir hepimizin çok iyi bildiği gibi tüm zevklerin aşırı geçici olduğudur. Terfi etmek, yeni bir araba ve ev almak, çocuk sahibi olmak, hayalindeki partnerle evlenmek gibi.

Tehditlerin de bazısından kaçacağız, bazısından kaçamayacağız. Kendimizi istediğimiz kadar sofistike bulalım, bir şeyden can havliyle kaçarken ya da bir şeyin peşinden hırsla deli gibi koşarken bir maymun ya da sürüngenin kullandığı beyin bölgelerini ve sinirsel devreleri kullanıyoruz. Bunu illa maddi şeyler olarak da düşünmemek lazım, yani sadece ondan ibaret değil. Örneğin bugün çok yaygın olan pozitif hissetme’ ye, kendine değer vermeye yaklaşma ve olumsuz duygulardan, öfkeden, utançtan aşırı kaçınma ile iç dünyamızda olup biten de tamamen aynı şey.

3- Sandığımız kadar ayrı ve bağımsız değiliz. Bugün her zamankinden de fazla dünyanın bir ucunda ola biten bizi etkiliyor. Bunun hakkında bin tane örnek verilebilir. Ancak en özet haliyle spiritüel bir huşu hissiyle ah ne güzel çiçek de benim böcek de‘ nin ötesinde somut olarak: Her şey birbirine bağlıdır. Ve bundan kaçışımız yok.

Buda 4 asil gerçek olarak bilinen çerçevede ızdırabı tanımladı ve bu tanım yukarıda anlattığım ve bugünün modern ve evrimsel psikoloji pencerelerinden tamamen mantıklı görülen açıklamalarla birebir örtüşüyor. Buda’ ya göre en temelde derdimiz şiddetli arzularımızdır. (Şiddetli kaçınma ve arzu bir paranın iki yüzü gibi, aynı şey özünde.) Bu bazen karşılaştığım “Neden budizm?” tadındaki soruların da kısmen cevabı aslında. Budizm bir din olmanın ötesinde, karşılaştığım felsefeler içinde insan zihnini, bugünkü görüntüleme imkanları ve teknolojisi yokken ve beyinle, insan vücuduyla ilgili bu bildiklerimizi bilmezken – hala çok az biliyoruz! buna rağmen- muazzam şekilde nokta atışlarıyla ve detaylarıyla açıklayan, çok güçlü temelleri olan bir sistem.

Görülen o ki, dünyanın gerçeğine ve acının doğasına bakınca, eskiden aydınlanma yolu olarak sadece küçük bir azınlığın çıktığı macera dolu yol, bizim için bugün ilaç halini almış durumda. Daha çok insanın bunlardan bir şekilde haberdar olması, dünyadaki büyük acıyla ilgili yapılabilecek en verimli şeylerden biri. İşe bireysel acılarımızı azaltarak ve iyileşerek başlamak ise olmazsa olmaz.

Bir de şu var: Aydınlanma, budizm, yoga, mindfulness, meditasyon, adına ne derseniz deyin, belli erdemleri geliştirmek için çıktığımız bu yolculuklar da zorlu deneyimler içeriyor. Kendimize karşı geliştireceğimiz anlayış ve şefkat, bu yolu yürümek için adeta su gibi gerekli.

Bu yazıda aktarmayı asıl hedeflediğim şey şu:

Bir bakıma çıktığımız bu kendini bilme serüvenleri, doğallığa yani evrimde geldiğimiz noktaya aykırı. Yani hem çok gerekli, hem de biz bazı en temel şeylerin dönüştüğü jenerasyonlara denk geldik. Feci annelikler alıp yeterince iyi anne olma çabalarımız bundan. Şunu demeye çalışıyorum: Benim de araştırdığım, öğrencisi olduğum ve öğretmeye de gönüllü olduğum yol, evrim sürecinde mevcut formatımıza ters. Acımızın kaynağını duru gözle görebilmek, her şey ile bir olduğunu hissedebilmek, kendini akışa bırakmak, kendini sevmek, öz-şefkat, keyif veren ve hiç de keyifli olmayan durumlara belli mesafeden nötr yakalaşabilmek… Hiç biri instagramda afilli aforizmaları okuyarak ve like ederek gelişecek, öylesine şeyler değil. Kolaymış gibi, lafla olurmuş, iki eğitime gidip iki söyleyince olurmuş gibi sunulan bu şeyler. Deli gibi zor şeyler bunlar!

Tüm bunları umutsuzluğa kapılalım diye anlatmadım. Ya da zormuş deyip pes etmek için de değil. Artık hayatta kalmanın, “survivor” olmanın vakti geçti. Biz hayatta kalmak için değil serpilip büyümek için burdayız. Taşıdığınız survivor rozetlerini, sizin için uygun bir zamanda, sakince yere bırakın ve yola devam edin. 🙂 Serpilip büyümek ile hayatta kalmanın sinirsel devreleri farklı. Uzunca bir süre o rozeti önce farketmeden, sonra acı çekerek farkında olarak, sonra bir ara da gururla taşıdım. Bir zaman geldi, o rozete artık ihtiyacım kalmadığını içim bana fısıldadı ve vedalaştım onunla. (Bunu bana Kurtlarla Koşan Kadınlar’ da Clarissa Estes öğretti. İlgilisine bununla ilgili bölümü yollarım, nefistir.)

Neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmenin değerine inanıyorum. Yapmaya kalkıştığımız şey, nesiller boyu böyle gelmiş böyle gitmiş bir şeylere dur demek. Bazen belki o nesiller içinde bir şeyleri sahiden sıçrama sayılacak kadar farklı yapabilme cesaret ve adanmışlığını gösterebilen erdemde biri olmaktan bahsediyoruz. Bu uğurda, ve bu yolda kendimize karşı merhametli olmamız şart. Ancak şefkat dönüştürebilir. Şefkatsiz farkındalık insanın canını daha fazla yakar, bırakır.

Benim şefkat ve öz-şefkat konusuna eğilmem, yıllar süren çalışmalarımın bir noktada buralarda derinleşmeye başlaması, bunları daha fazla kişiyle buluşturmak istemem, hepsi içimde bu yazdıklarımın büyük yankı bulmasından kaynaklanıyor.

Çok yakında bu konuda kapsamlı çalışmalarımı paylaşmanın heyecanı içinde, bir yandan büyümeye ve öğrenmeye devam ederken, şefkatin neden ve nasıl ve ne kadar çok elzem olduğunu anlatan yazılar yazmak bu yüzden bana da büyük bir şevk veriyor. Şevkimi paylaşan herkese gönülden teşekkür ederim!

Yolunuz ve yolum, yolumuz açık olsun.

Yolumuz zor, kendimize ve birbirimize şefkatimiz olsun.

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close