Doğduğumuz zaman yuvarlak, keskin, saf bir yüzümüz vardır. İçimizde evren bilincinin kırmızı ateşi yanar durur.
Ama yavaş yavaş, bizi, ana babalar yer, okullar yutar, sosyal kuruluşlar emer, kötü alışkanlıklar kemirir, yaş ise tüketir.
Sindirildiğimiz zaman, tıpkı ineklerdeki gibi altı mideden geçtiğimiz zaman, pis bir kahverengi tonunda çıkarız.
Pancardan almamız gereken asıl ders şudur: İnsan yanağındaki ilahi renge, içindeki doğal pembeliğe sarılmalı, yoksa kahverengiye dönüşür. Kahverengi olmak da insanın masmavi kesildiğinin resmidir. Çivit kadar mavi. Onun da ne anlama geldiğini bilirsiniz:
Çivit.
Çivitiyor.
Çivitti.
Parfümün Dansı böyle kapanır, Tom Robbins.
Bugün de o ilahi pembeliğe sarılmaya çalıştıysan, mükemmel olmana gerek yok, yaşıyorsun demektir.