O Başkası Başka mı Sahiden?

Kim bilir kimsin?

Bu soruyu ara ara hatırlıyorum.

“Benimmm oğlum” gibi değil de, hayatın oğlu bu ruh, kim acaba? Ne işi var burada? Nereden gelip nereye gitmektedir? Ne öğrenmeye gelmiş? Lütufları nelerdir? Yolları, yokuşları nasıl olacak? Benim bu hikayedeki küçük rolüm nedir? Merak etmemek mümkün mü?

Bana kalırsa en temelde, mevcudiyetimden başka sunacağım hiçbir şeyim yok. Dikkatimden gayrı verecek hiçbir şeyim yok.

Geçen hafta süpervizyonda, çok tecrübeli ve oldukça yaşlı bir kadın olan hocama, grubumda iki hamile kişi olduğundan bahsettim. Çok uzun yıllardır grup açmasına rağmen gruplarında şimdiye kadar hiç hamile biri olmadığını söyledi ve çok şaşırdı, güldü önce. Sana güvenmişler, sen çağırmışsın onları, dedi.

Sonra sohbet koyulaştı. Kendisine hamileyken annesinin ikinci dünya savaşı sırasında tepelerinden geçen bombalar, uçaklar ile sığınaklara kaçarak korku dolu bir hamilelik geçirdiğini anlattı. Bebekliği de öyle geçmiş haliyle.

Sonra durdu. Ve dedi ki,

Benim grubumda hamile bir kişi bile olmamıştı şimdiye kadar. Ve ben ölümüme pek yaklaştığım şu günlerde, hiç görmediğim İstanbul’da, hiç görmeyeceğim iki bebeğin hayatında minnacık, ve çok hafif olsa da senin vasıtanla bir etki oluşturan koşulların parçası olmayı deneyimliyorum.

Kendisiyle temasının derinleştiği bu anlar bana da çok dokundu. Biraz sustuk, biraz ağladık, dünyanın farklı köşelerinden ve zamanlarından beş kadın birbirimize şahitlik ettik. Aldığım en unutulmaz süpervizyon seanslarından biri oldu.

Bana bilgi, tavsiye ya da deneyim vermedi. Kendisiyle olan derinden teması, beni de gözyaşlarımla birlikte kendi hakikatime bir parça daha yakınlaştırdı.

Sonraki günlerde düşündüm. O anı tekrar ziyaret ettim. “Neydi hepimizi aynı anda sessizlikte ağlatan şey?” diye.

İyileşmeyi çok bireysel ve lineer gördüğümüz bir çağda yaşıyoruz. Geçen yazıda da bahsettim, kapitalizmin kaideleri içinde iyileşmenin, şifanın tüketicisi olmanın peşinde olabiliyoruz.

Halbuki o anda, o yaşlı kadının titreyen sesi ve buğulu gözlerinde, iyileşmenin sadece kendi bedenimizde gerçekleşecek, lineer bir zamanda ileri doğru bir hareket olmadığını ve bazen kendi bebeklik, çocukluk ve bugünümüzü başka yaralar sararak, başka birine kaynaklarıyla buluşması için zemin açarak da iyileştirme ihtimalimiz olduğunu deneyimledim.

Kim bilir kim o başkası? “Başka” mı sahiden?

Gözyaşlarımız, ikinci dünya savaşı bombalarıyla annesinin rahminde tanışmış, korkmuş o bebeği sarıp sarmaladı. Bir ihtimal. Bir parça daha.

Zaman lineer değil. Geçmiş dediğimiz şey, şimdi’deki eylem ve hallerle değişebilir. Hatıralar, sanıldığının aksine sabit değildir. Kaynaklarımızla buluşup onları her ustalıkla ziyaret edişimizde, hele yanımızda şahitlerimiz de varsa, o geçmiş artık başka bir geçmiştir!

Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü çok severim, Tanpınar’ın zamana kafayı takmış olmasını da. Kendi küçük zamanı, insanı anlamaya dair takımlığımı da sarar sarmalarım. Çünkü en nihayetinde çok sınırlı akıllarla büyük gizemi bilmeye çalışır dururuz. İşimiz zorludur, bize yazıktır😊

“Düşünüyoruz o halde var değiliz.” Mr. Descartes dediğimiz anda, deneyimler vasıtasıyla algılamaya başlıyoruz. Bana kalırsa bilme ihtimalinin sonsuz olasılıklar diyarı da burasıdır.

Bin kez duyup, böyle anlarda “Haa, buymuş! tamam ya…” olmaklar.

Sonra başka bir anda, “Haa, dahası da varmış.” demekler.

Çok güzeller.

Ve sen, kim bilir kimsin?

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close