Boğuyorsan Boğuluyorsun

Madem ki sevmek anlamaktır…

Anlayışın da üst sınırı yok…

İnsan hallerimizden anlamayacağız da neyden anlayacağız?

Tüm acımasız eleştirilerin altından aynı acı veren soru göz kırpıyor:

“O niye öyle?”

Bilmem?

Senin gibi mi olsun isterdin tam olarak?

Aynı senden!

Tıpkı sen!

Emin misin?

Sahiden?

Bunun üzerinde tefekkür ettiğimde bana bir gülme geliyor. Komik, masum ve çocuksu bir fantezi bu.

“Aynı benim gibi olanı sevebiliyorum sadece. Onlara bile zor dayanıyorum aslında. Kendime de bu bedenin içindeki dalgalı ve fokurdayan sularda zor dayanıyorum.”

Neden o öyle?

Bilmiyorum.

Sen neden tam da şu an olduğun gibiysen aynı sebeplerden olabilir mi, diyorum.

Tüm muhteşemliğinle, ki eminim muhteşemsin.

Tüm kusurlarınla, ki eminim kusurlusun.

Neden o öyle?

Her nasılsak öyleyiz de ondan. Bundaki çaresizliğimizi görebilir miyiz?

Varsın istediği gibi olsun. Yürüsün. İstersen yakın ol, ister az ötede dur. Zaten bedeli bu ayrılıklar, hepimiz bal gibi biliyoruz bunu. O yüzden sevebilen insan ayrılabilen insan değil mi? Onu içinden bile olsa çekiştiriyorsan fark et. Bil ki onu çekiştirdiğin kadar hala ellerin kendi boynuna da dolanmış durumda. Ne kadar boğuyorsan, o kadar boğuluyorsun.

Ellerini gevşetirsen, sen de olduğun şey her neyse onun gibi olacaksın. Ah! Bundan ala hediye mi olur? Bedeli ayrılıklarsa ödülü de bu.

Gönlün var mı?

Bedeline de ödülüne de?

Gevşemeye, bırakmaya? Yoksa tutunmak sıkı sıkı, canın acıya acıya, daha mı güvenli geliyor hala? Tamam o zaman, fark et ve kal o sıkı sıkı yapışmış ellerinle biraz daha. Herkes kendi zamanında…

Öğrenmekten gitgide uzaklaşıyorum, hafifleme, bırakma hissi daha iyi karşılık buluyor içimde. İnsanlara bakınca varoluşun güzelliğini seyrediyorum. Herkeste görülmeye, onurlandırılmaya, kutlanmaya dair olan o küçük ışıltıyı görüyorum.

Sadece canlı olduğumuz için, sadece kalbi kendiliğinden atan, kendiliğinden nefes alan bu bedenin içinde olduğumuz için o ışıltı! Üzerini neyle kaplarsan kapla, derin derin bakınca görünen o ışıltı!

Kaplamalardan bile nefret etmeyebilir miyiz?

Bu aralar, böyle.

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close