Bir Küçük Hamak Meselesi

Bu hamakta kim keyif yapmıştır sizce?

Cevap veriyorum: Thich Nhat Han.

Burası Plum Köyü’nde çağımızın en aydın zihinlerinden kabul edilen, Nobel Barış Ödülü’ne M. Luther King tarafından aday gösterilen, Zen Ustası, şair, yazar, aktivist ve mindfulness’ın babası Thay’ın kulübesinin önü. Kaldığı oda son derece mütevaziydi, her şey sadeydi. Ama oraya bir hamak kondurulmuştu.

Üstelik hamak sadece Thay’a tanınmış bir imtiyaz değil, manastırın geniş yeşil alanlarında, genç rahip ve rahibelerin de keyif yaptığını gördüm. Her seferinde gözlerim büyüyerek:)

Eğer sizin de kafanız benim gibi çalışıyorsa manastır ve hamak kelimelerinin yan yana kullanılmasını garipseyeceksiniz.

Öğrenmek için hep acı çekmemiz gerektiğine inanabiliyoruz. Bir şeyde zorlanmıyorsak, burada ne işimiz var diye düşünebiliyoruz. Bilmiyorum, belki bir ben böyleyim:)

Önemli adamlar ve kadınlar hep, durmadan, mola vermeden adanmış şekilde çok ciddi işler yapar, sanabiliyoruz.

En fenası, bu saydıklarımın dışında bir keyif yapma haliyle çok derin suçluluk duyguları bedenimizde aynı odada hapsolmuş olabiliyor.

Bugün sinirbilim bize resmi apaçık çiziyor: Bedenimizin travma ve acılara derin dalışlar yapması için fizyolojik ve duygusal kaynaklarımıza yatırım yapmamız gerekiyor. Yani, iyileşmek hep “acıların çocuğu” olmak değil! Acının ve hazların çocuğu olabilmeye dair namütenahi bir isteklilik. Bunu tasavvufa da yakın algılıyorum, deneyimlerin içinde erimek gibi biraz.

Üstelik sallanmak, salıncak, sinir sistemimizi, bedenimizi regüle etmede muhteşem araçlar. Bebekken sallanarak uyumamız, çocukken salıncaklardan keyif almamız boşuna değildi. Çocuğum olduktan sonra parklara tekrar gitmeye ve her fırsatta salıncakta sallanmaya başladığıma çok mutluyum. Bu bana yoga ve meditasyon kadar iyi geliyor. Hakkını vererek yaparsam:)

Öz-şefkat programını bitirirken biraz bu konuları pratik ediyoruz. Hayattan, deneyimlerden keyif almayı, keyif veren yaşantılardan aldığımız hazzı derinleştirmeyi araştırıyoruz.

Bana zorlayıcı duygulara girer misin deyin, master degree! Zorlayıcı ilişkilere bakma cesareti, oo gözümü gözüne diker bakarım.

Ama sallan gel şu hamakta keyif yap biraz. I-ıh. Hiç yapmıyorum demiyorum, giderek artan şekilde daha çok belki.

Bunu, hala, bisiklete binmeyi öğrenir gibi, bir müzik aleti çalmayı öğrenir gibi çözmeye, pratik etmeye çalışıyorum. Zorlayıcı duygularla olma kapasitesi nasıl ki böyle yazıları okuyarak ve like ederek artmıyorsa, keyif yapma kapasitemiz de okuyarak artamıyor. Keşke artsaydı:) Gidip bana keyif veren şeyleri bizzat yapmak zorundayım, ne zor iş!

Manastır hayatında buna açılan alanı görmek çok etkileyici bir deneyimdi.

Bir şeyi öğretmek onu öğrenmenin en iyi yolu derler, ben de eğitimin 8. haftasını ve inziva gününü yaptığım her grupla bu tadını çıkarma ve keyif alma işinde ustalaşmak istiyorum.

Varsa benim gibi tanıdıklarınız, selam söyleyin, halinden anlıyormuş, hamakta sallanmak çok zormuş deyiverin. Ama öğreneceğim bu hayatta bunu, azmettim elimden kurtulmaz:)

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close